TEZHİP

İnsanoğlu binlerce yıldır kendisi için en kıymetli olanı altın ile süslemiştir. Sevdiğini en değerli olan ile süslemek ve onu daha değerli hale getirmek insanın yaratılışında vardır. Kelime manâsı olarak “altınlamak”, “altın sürmek”’ olan tezhip (tezhîb) Arapça kökenlidir.

 

Diğer bir deyişle, İslâm sanatları içinde hat sanatından sonra en önemli dal olan tezhîb sanatı, Kur’ân-ı Kerim, cüzler, âyetler, hadîsler, salâvâtlar, hilyeler başta olmak üzere pek çok dînî kitap, murakka’ ve levhaya gösterilen saygının, verilen değerin, her şeyden önce Allah aşkının, peygamber sevgisinin, ruhî fıtrattan gelen güzellik ve İslâmî hassasiyet ile tecessüm edip, Hat sanatı ile imtizâc etmiş en mükemmel süsleme şeklidir. İslâm coğrafyası içinde neredeyse bütün dînî eserlerin süslenmesinin vazgeçilmez ögesi olan tezhîb sanatı, aynı zamanda lâdînî olan edebî eserler, saray yazışmaları, vakfiyeler, ve ihtiyaç duyulan her detayda eserin keyfiyetine göre yer almıştır.

 

Tezhîb sanatında kullanılan süsleme ögeleri Nebâtî (bitki kaynaklı), Rûmî (stilize hayvan motifleri) ve Çin bulutu olmak üzere üç ana başlık halindedir. Her türlü teferruttan arındırılmış dâiresel bir kurgu anlayışıyla, sanatkârın kendi zevk ve görüşü ile ortaya konmuş eserlerde, altın her zaman ana unsurdur. Altınla beraber renk olarak kobalt ve lapislazuli mavisi başta olmak üzere beyaz, siyah, sarı, sülyen, küf yeşili, jengâr yeşili ve kiremit kırmızısı her devirde bolca kullanılmıştır.

 

MÖ. üçüncü yüzyıla tarihlenen Pazırık kurganında bulunan İskit halılarının üzerindeki süslemeler, Türklere ait bulunmuş, elimizdeki en eski desenlerdir. Daha sonrasında beşinci ve sekizinci yüzyılda yapılmış ve Karahoço’da bulunan Uygur Türkleri’ne ait duvar süslemelerinde de hatâyî ve rûmî dediğimiz motiflerin ilk örneklerini görebiliriz.

 

Emevî döneminde âyetlere yuvarlak altın durakların koyulması ile başlayan tezhîb sanatı, rûmî formlar ile zenginleşmiş; Abbasî döneminde nebâtî ve geometrik formların ustaca kullanılması ile gelişmiş; Selçuklu ve Memlükler döneminde ilk ciddi eserler ortaya konmuştur. Rûmî, münhanî ve geometrik geçmelerin bugün bile taklid edilen bir ustalıkla kullanıldığı bu eserlerde, nebâtî formlar daha zayıf bir görüntüye sahiptir. Timurlu döneminde tezhîb sanatı estetik ve kurgu olarak her açıdan büyük bir gelişim göstermiştir. Osmanlı Devleti’nin erken dönemlerinde tezhîb varolsa da yükselişi Fatih döneminde Baba Nakkaş desenleri ile başlar. II. Bâyezîd döneminde de bu yükseliş devam etmiştir. Yavuz Sultan Selîm zamanında yapılan büyük fetihler ile ele geçen müzehheb kitaplar ve seferler sonunda İstanbul’a getirilen değerli sanatçılar, Osmanlı İmparatorluğu’nda bu sanatın altın devrini başlatmıştır. Artık “Nakkâş-ı Rûmîyân” ve “Nakkâş-ı Acemiyân” olarak ikiye ayrılan Osmanlı nakışhânesi, sanatın zirvesi sayılan Kânûnî dönemi, II.Selîm ve III.Murad’ın saltanatları boyunca, Şahkulu mektebinin saz yolu üslûbu ve Karamemi’nin yarı stilize çiçek formları ile en muhteşem dönemini yaşamış, en nadide Osmanlı klasik tezhîb örnekleri ortaya koyulmuştur.

 

Lâle Devri ile Osmanlı sanatında artık ciddi bir batı etkisi görülür. Tezhîb sanatında gerçekçi uslûb ile yapılmış çiçek buketleri (şukûfe) ve Barok formlar klasik desenlerin yerine kullanılmaya başlanmıştır. Ali Üsküdârî, dönemin tartışmasız en önemli ismidir. Bu dönemden Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar olan zaman aralığında “Osmanlı Rokokosu” adını alacak olan bu tarz, bütün tezyînât anlayışına hakim olmuş, son iki yüzyıl bu tavır ile devam etmiştir.

 

Cumhuriyet döneminin ilk yarısında tezhîb sanatındaki gelişmeler çok yavaş olsa da 1980’lerden sonra yaşanan canlanma, üniversiteler ve kaliteli eğitim veren resmî kurumlar ile hızlı bir yükselişe geçmiş; özellikle klasik tezhîb sanatı tekrar zirveye taşınmıştır. Daha çok levha tezyînâtı olarak gelişen Cumhuriyet dönemi tezhîb sanatında serbest tasarımlar ve yeni arayışlarda kendine yer bulmuştur.

 

Orhan Dağlı

Trakya Üniversitesi

Öğretim Görevlisi