HÜSN-İ HAT

Nesilden nesile intikal eden usuller, fikirler ve yaşayış tarzları gelenekleri meydana getirmektedir. Bir toplumda zaman içinde meydana gelen kültür birikiminin neticesi olan bu gelenekler, o toplumun sosyal yapısı ve inançları çerçevesinde şekillenir. Giyim kuşamdan tutun, yeme içme, âdab-ı muaşeret, eğlence anlayışı, vb. birçok konuya kadar inancın yansımalarını görmek mümkün olduğu gibi, toplumun hayat müddeti içinde ortaya koyduğu sanat faaliyetlerini de bundan bağımsız düşünmek mümkün değildir. İşte Müslüman Türk toplumunun tarih boyunca kendi gelenek, düşünce ve sosyal anlayışıyla yoğurarak, aynı zamanda milli bir karakter kazandırdığı geleneksel sanatlarımız da İslam inancı içerisinde ve onun ana kaynağı olan Kur’an-ı Kerim etrafında gelişmişlerdir.

 

Bu sanatlarımızın merkezinde aynı zamanda kitabın varlık sebebi olan yazı, yani hat sanatı yer alır. İslamiyet’in gelişiyle birlikte yepyeni bir gelişme seyrine giren Arap yazısı, ilahi vahyin yazım vasıtası olarak daha fazla önem kazanmıştır. Başta Hz. Muhammed’in (a.s.) tavsiyeleri yanında ashabın da gayretleriyle yazıda şekil yönünden gelişmeler başlamış; yüzyıllardır devam edegelen, ilahi kelamı en güzel şekilde yazma gayretleri sürekli bir gelişmeyi de beraberinde getirmiştir. Bir ibadet şevkiyle bu sanata gönül veren nice ustaların elinde hat sanatı, başka kültürlerde benzeri olmayan ve giderek evrenselleşen bir sanat dalı haline gelmiştir.

 

Doğal olarak erken dönemde hat sanatındaki gelişmeler Arap aleminde meydana gelmekle beraber on altıncı asır başlarından itibaren Osmanlıların bu sanata damgasını vurduğu bilinmektedir. Bu hususta bazıları tanınmış hattat olan Osmanlı sultanlarının katkılarını da unutmamak gerekir. Sanatı ve sanatkarı koruyup kollayan bu sultanlar zamanında yazı sanatı resmi müesseselerde de gereken ilgi ve ehemmiyete mazhar olmuştur.

 

Yirminci yüzyıl başlarına gelindiğinde asırların birikimi ile hat sanatı en olgun devrini yaşıyordu. Ancak imparatorluğun içine düştüğü siyasi ve ekonomik çalkantıların kültür ve sanat alanını da olumsuz yönde etkilemesi kaçınılmazdı. Nitekim öyle de oldu. Geleneksel sanatlarımız neredeyse unutulmakla yüz yüze kaldı. Bilahare uygulamaya konulan harf devrimi neticesi ciddi bir sarsıntı geçiren hat sanatımız yaklaşık yarım asırdır yeniden toparlanma sürecini yaşamaktadır. Kaydedilen gelişmeler bu sürecin bir hayli mesafe kat etmiş ve başarıya ulaşmış olduğunu göstermektedir. Bu başarıda son otuz yıldır yapılmakta olan çeşitli yarışmaların da önemli ölçüde katkıları vardır. Ancak bu olumlu gelişmeler yanında bazı olumsuzluklar da yok değildir. Zamanımızın teknolojik imkanları bu alanda yeni problemleri de beraberinde getirmektedir. Başta hat sanatı olmak üzere klasik sanatlarımızın ciddi bir yozlaşma tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu unutmamak gerekir.

 

Bugünün sanat ehline düşen görev, güçlü bir usta-çırak ilişkisi ve icazet geleneği sayesinde yabancı tesirlerden de etkilenmeden günümüze ulaşan bu sanatımızı temel prensiplerini koruyarak gelecek nesillere aktarmaktır. Bu, hat sanatımızın yeniliklere ve gelişmelere açık olmayacağı anlamına gelmez. Ancak klasiğin köklü geleneğine vakıf olmadan yapılacak yeni arayışlar da sonuçsuz kalacaktır.

 

“Geleceğin Ustaları” adı altında yapılan bu yarışma, genç sanatkarların geçmişten güç ve ilham alarak yaptıkları yeni çalışmalarını sanat dünyamıza kazandırması vesilesiyle, hat sanatının geleceğe doğru bir şekilde taşınmasına katkıda bulunacaktır.

 

Bu sanata gönül verenlerin feyzi bol, geçmiş üstadlarımızın ruhu şad olsun.

 

Mehmet MEMİŞ

Sakarya Üniversitesi

Öğretim Üyesi